İçeriğe atla
Chi Art Gallery
Chi Art Gallery
Chi Art Gallery
Chi Art Gallery

Sanatçılar

Yunus Özaksu

Cevher

Cevher

“Cevher birdir; kimi ona Tanrı der, kimi Doğa.”
— Spinoza

Cevher, görünüşlerin ardında değişmeden kalan özü, varlığın kendi kendini var eden doğasını işaret eder. Spinoza’ya göre evren, Tanrı ya da Doğa olarak adlandırılan tek bir cevherden ibarettir; her şey bu cevherin bir kipidir — bir taş, bir kuş, bir düşünce ya da bir renk lekesi. Cevher sergisi, sanatın bu kipleri görünür kıldığı bir alan olarak tasarlandı: her eser, aynı özün farklı bir biçimde kendini ifade edişidir.

Yunus Özaksu’nun pratiği, doğanın döngüsünden, maddenin dönüşümünden ve sembollerin kolektif belleğinden beslenir. Sanatçı, ceviz kabuğu ve kına taşıyla renklendirdiği kâğıt yüzeylerinde minyatür geleneğini çağdaş bir dile taşır. Kâğıdın sade hâlinden dokulu yüzeye geçişi, tasavvuf felsefesindeki “hamlık–dönüşüm–olgunluk” süreciyle ilişkilidir; her yüzey, doğanın tesadüfi izleriyle insanın içsel yolculuğuna dönüşür.

Bu dokular üzerinde beliren turna figürleri, bireysel bir varlıktan kolektif bir sembole evrilir. Turna, kadim Türk mitolojisi ve Budist ikonografide olduğu gibi, sadakat, özgürlük ve ruhsal arınma arasında bir köprü kurar. Lotusla birlikte, çamurlu köklerden yükselen bir arınmanın ve yeniden doğuşun habercisine dönüşür.

Sergi boyunca eserleride turnaların genel yaşamlarından hareketlerine kesitler olduğu gibi ‘dönüşüm’ süreçleri de hikayesel bir dille anlatılmaktadır. Uygurların Mahāyāna Budizmi’ni benimsemesiyle birlikte Orta Asya sanatında yer eden lotus, kirli suda açan saf bir çiçek olarak ruhun dünyevi bağlardan kurtuluşunu simgeler. Özaksu’nun yapıtlarında da lotus turna kuşlarının yaşamakta olduğu dönüşüm sürecinin sembolik bir göstergesini anlatır izleyiciye. Turnalar tıpkı lotus çiçeği gibi, çamurlu köklerden yükselen bir arınmanın ve yeniden doğuşun habercisi ve koleksitf bir dönüşüm hikayesinin baş kahramanı olmuştur.

Özaksu’nun çalışmaları, tekil bir kıvılcımın toplumsal bir harekete dönüşme potansiyelini görünür kılar. Her bir kuş, hem bireysel bir sezgiyi hem de kolektif bir bilinci temsil eder. Doğadan alınan lekeler, suyun ve zamanın izleriyle birleşerek insanın içsel yolculuğuna, arınma ve dönüşüm sürecine eşlik eder.

Cevher, izleyiciyi görsel bir deneyimin ötesinde düşünsel bir yolculuğa davet eder. Her kuş, her desen, her yüzey; tekil bir kıvılcımın evrensel bütüne dönüşme potansiyelini taşır. Tıpkı Spinoza’nın kipleri gibi, hepsi aynı cevherin farklı bir tezahürüdür.

Önceki yazı Sonraki Gönderi